erenler diyarı
  SEYR-İ SÜLÜK-3
 

Allahû Tealâ’nın o kişinin Furkan Suresinin 70. âyet-i kerimesine göre, günahlarını sevaba çevirmesi ve Bakara Suresinin 261. âyet-i kerimesi gereğince, o kişiye o güne kadar verdiği 1’e 10 ihsanı, 1’e 100 ni’mete çevirmesi, 3. ni’metidir. Allahû Tealâ buyuruyor:

-25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet gönderendir).

-2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.

Allahû Tealâ buyuruyor:

-40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

Devrin imamının ruhu, o kişinin başının üzerine ulaşır, yerleşir ve o kişinin ruhuna: “Senin Allah’a ulaşma günün geldi, Allah’ın emrini tebliğ ediyorum. Bu emir gereğince sen artık Allah’a doğru yola çıkabilirsin, ait olduğun yere geri dönebilirsin, vücudu terk et ve Allah’a doğru yola çık.” emrini verir.

Ruh vücuttan ancak bu şekilde Allah’a doğru bir yolculuk için ayrılabilir. Ondan evvel ruh binlerce defa vücudu terk etmiştir ama tekrar vücuda dönmek mecburiyetindedir. Günahların işlenmesi anında, ruhun o günahı yüklenmek gibi bir mecburiyeti yoktur. Ayrıca günahın mahiyetini dışardan kontrol ederek, elindeki mizanla derecesini tespit edecektir. Günahı işleyen fizik vücuda, Allah azap eder. Her günahtan sonra, ruh nefse huzursuzluk, sıkıntı verir. Neden? Çünkü, ruhun seyr-i sülûku, nefsin aklanmasına, tezkiyesine, afetlerden temizlenmesine bağlıdır. Eğer bu temizlenme olayı olmazsa, ruh hiçbir zaman vücuttan ayrılıp, Allah’a doğru yola çıkamaz, Allah’a ulaşamaz.

Temizliğin başlangıç noktası tâbiiyet değildir. Temizliğin başlangıç noktası 11. basamaktır. Nefsin kalbine sızan rahmet % 2’lik bir yeri işgal ederler. Afetlerin %2’si, nefsin kalbinden ayrılmak mecburiyetindedir. 12. basamakta %2 nur birikimi tamamlanır. Kişi mürşidine ulaştığı zaman, nefsinin kalbinde %2 rahmet birikimi gerçekleşmiştir. Rahmet nurunun %2 oranında bulunması demek, Allah’ın Rahmân esmasıyla tecellisinin varlığını ispat sadedindedir. Allah o kişiye Rahmân esmasıyla tecelli etmiştir ve rahmetini göndermiştir. O rahmetin kalpte %2’lik bir yeri işgal etmesi Allahû Tealâ tarafından sağlanır. Bunlar bir alametifarikadır, bir semboldur. % 2 nur, çok fazla bir şey ifade etmez ama Rahmân esmasının o kişiye tecelli ettiğinin en güzel hüviyetini sağlar.

Allah’ın 4. ni’meti o kişinin ruhunun vücudundan ayrılması, Sıratı Mustakîm’e yani devrin imamının dergâhına ulaşmasıdır. 5. ni’met, o kişinin nefsinin, nefs tezkiyesine başlamasıdır. Kişi zikir yapacak, Allah’ın katından gelen rahmetle fazl ve rahmetle salâvât nurları kişinin göğsüne, göğsünden kalbine ulaşacak, kalbinde nefs tezkiyesini gerçekleştirecektir. Yani îmân kelimesi etrafında fazıllar birikmeye başlayacak ve Allah’ın nurları oraya gelecektir. Fazılların yerleşmesi ile kalbi baştan aşağıya işgal eden nurlar, zikrin kesilmesi halinde oradan ayrılırken, îmân kelimesinin etrafını işgal eden fazıllar oradan ayrılmayacaktır. Onları ayıramayan karanlıkların, afetlerin bir kısmı kalbe artık giremeyecektir.

Fizik vücut, nefsin afetlerinin azalmasıyla teslimini adım adım gerçekleştirecektir. Bu 6. ni’mettir. Allah’ın bütün emirlerini yerine getirdiği zaman Allah’a teslim olabilir. Ruhun, fizik vücudun ve nefsin Allah yolunda artık bir gayretin sahibi olması söz konusudur. Nefsin afetleri azaldıkça irade de adım adım güçlenecektir. Bu 7. ni’mettir. Ruh, fizik vücut, nefs ve iradenin dizaynı içerisinde tam 7 tane ni’met oluşur.

Seyr-i sülûk, 14. basamakta başlar. Ruh vücuttan ayrılıp Sıratı Mustakim’e ulaşmıştır. Ertesi sabah namazından sonra ruh, ana dergâhta 1. kata yükselebilen diğer ruhlarla birlikte altın kapıdan geçerek, ana dergâhın dışında boşlukta, yerden 30-40 metre yükseklikte, sağdan sola uzanan saf oluşturur. Ayakta duran insan ruhlarının yan yana saf oluşturduğu bir dizayn söz konusudur. Sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi sonra da hanım sultan, bir bütünü oluştururlar. Buradan itibaren seyr-i sülûk başlar.

Bu seyr-i sülûkün dizaynında, evvelâ bir altın kapı söz konusudur. Devrin imamının dergâhında mutlak olarak manevî bir altın kapı mevcuttur. Bu kapı, yerden yaklaşık 4 metre yükseklikte olan, 1,5 metrede veya biraz daha geniş olan, üzeri 30-35 cm’lik baklava dilimleri şeklinde çizilmiş, bir altın kapıdır. Üzerinde ne bir tokmak var ne bir kapı eli vardır ve bu kapı tek kanatlıdır. Sağ kanat velîsinin kıbleye doğru yaptığı secdenin arkasından kapıya ulaşmasıyla, altın kapı kendiliğinden açılır.

Önce sağ kanat velîsi, sonra sol kanat velîsi çıkarlar. Erkek safı sağdan itibaren kapıdan birer birer çıkarak yukarıda şekillenecektir. Ama bu müessesenin oluşmasından sonra erkeklerin sol tarafında, hanımların saflarını alması söz konusudur. Yalnız Hanım Sultan önceden gitmiştir. Bu müessese seyr-i sülûkun başlangıç noktasıdır. Ana dergâhın dışında, ana caminin dışında, o sırada seyr-i sülûkta olan herkesi ruh olarak muhtevasına alan bir saf oluşturma ve saf halinde zemin kattan 1. kata yükselmek söz konusudur.

1. kata ulaşanlar, sadece %7’lik temizliği gerçekleştirebilenlerdir. Bu temizlik, zikrin neticesinde îmân kelimesinin çekim gücüne kapılan fazılların, %7 nispetinde nefsin kalbine yerleşmesi halidir. Nasıl yerleşirler? Zikir, yani Allah’ın ismini; “Allah, Allah, Allah…” diye ardarda tekrar etmenin, vücuda getirdiği bir titreşim, bir frekans, Allah’ın katından rahmetle fazl ve rahmetle salâvât isimli 2 grup nuru getirir. Bu 2 grup nur, Allah’ın katından kişinin göğsüne gelir, Allah’ın açtığı yoldan, içeriye girer ve kalbe ulaşırlar.

-6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

Kalpte Allah’ın yazmış olduğu îmân kelimesi, bir manyetik alanın sahibidir. Bu manyetik alanın karşıtı, yalnız fazlda vardır. Rahmetle salâvât bu manyetik alandan etkilenmezler ve fazıllar îmân kelimesinin etrafında toplanmaya başlar. İşte nefsin kalbindeki bu işlevin adı, nefs tezkiyesidir. Nefs tezkiyesi yoksa seyr-i sülûk yoktur, zikir yoksa seyr-i sülûk yoktur. Seyr-i sülûk 0 nefs tezkiyesine bağımlıdır.

Nefs, fizik vücudun içinde bir rehinedir. Allahû Tealâ diyor ki:

-74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

-74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

-74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.

Nefsimiz ve fizik vücudumuz birlikte derecat iktisap ederler ve kıyâmet günü cezalarını veya mükâfatlarını göreceklerdir. Öyleyse nefs, fizik vücudun içerisinde bir rehinedir. Bu rehinenin bir özelliği vardır. Eğer rehine görevini yapmazsa, ruh Allah’a ulaşamaz. Bunun ceremesi, fizik vücutla nefs tarafından cehennemde bedel olarak ödenir. Onun için nefse Allahû Tealâ bir yetki vermiştir. Nefs tezkiye oldukça, her %7 tezkiye kademesinde gök katlarının kapılarını birer birer açmak yetkisinin sahibi olmuştur. Bu sebeple, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlere gök kapıları açılmaz. Nefs tezkiyesi yoksa gök kapılarının da açılması söz konusu değildir.

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
 
  Bugün 13 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=